An'da Olmak, Yazılar

An’da Olmak/ Uyku ve Güven

Mekanlar üzerinden bedenimi/benliğimi düşünmeye devam ediyorum;

Hayatımızın önemli bir bölümü uykuda geçiyor ve kaygı, stres ve çevresel faktörlerle bozulmuş bir uyku düzeni, bizleri olduğumuzdan daha kaygılı, stresli ve korumasız bırakabilir. O halde çok da vakit kaybetmeden sorunuma belki tıpkı bir matematik problemini çözer gibi biraz mesafe alarak  bakıp, çözüm yollarını araştırabilirim. Elbette her zaman deneyimimin ve çözüm yolumun bana özel olduğu bilgisini unutmadan ama bir başkasının deneyiminden gelen bilginin beni zenginleştirebilme ihtimalini de göz önünde bulundurarak. Uykusuzluk gibi bir sorunla mücadele ediyorsanız, bunu gidermek için aklınıza gelen yirmi fikri yazabilirsiniz ve her gün için bunlardan bir kaçını deneyerek neler olup bittiğine, işe yarayıp yarayamadığına bakabilirsiniz. Benim dikkatinizi çekmek istediğim nokta, benlik düzeyinde bununla ilgilenirken, uyuduğunuz mekanla ve bedeninizle ilgili de düşünmenin de bu sorunun çözümüne katkı sunabileceği. Yatağınız, tıkış tıkış dolaplarla dolu sıkışık bir oda mı yoksa, havanın dolaşımına izin veren ferah bir oda mı? Yatak ucunuzda sizi uykuya davet eden neler var? Uykudan önce rahatlamanıza olanak sunan beden faaliyetleriniz neler? Meditasyon, ılık bir duş, sıcak bir içecek aklıma ilk gelen fikirler.

Ruhum nasıl dinleniyor? diye sorarak bir başka katmanda düşünmeye devam ediyorum. Elbette bu da her konu için olduğu gibi oldukça kişisel. Benim kendimde denediğim ve size teklifim şu olabilir; fiziksel düzlemde bir başkasına ya da bir başka yapıya ağırlığımı bıraktığımda, benim için bir dinlenme alanı oluşuyor. Ben, benim dışında olana güvenmeyi deneyim olarak aldığımda ruhum için dinlenme alanı da oluşabilir. Olumlu ya da olumsuz deneyiminizi bırakabileceğiniz, dayanabileceğiniz, yaslanabileceğiniz, belki emanet edebileceğiniz kimler ya da neler var? Doğa/zaman/süreç, bir arkadaş, bir terapist, yaratıcılık gösterebileceğiniz bir alan olarak bilim ya da sanat, disiplin kazanabileceğiniz ve gücünüzü fark edebileceğiniz bir alan olarak spor… Neden bırakma/güvenme alanlarınız olmasın?…

Standart
An'da Olmak, Yazılar

An’da Olmak/ Ruhunu Kurtarmak

An; geçmişi içinde barındırır şüphesiz, geleceğe dair korkuları ya da umutları barındırdığı gibi. Onun içindir ki anın farkındalığı sağlayan temel, buradanın yani mekanın farkındalığıdır. Elbette dış mekan önemli ve değerli (nesnel koşullar diyelim) ama esas vurgulamak istediğim, deri ile çevrili olan mekan/beden. Hızlı atan kalp, elin ayağın buz kesmesi ya da terlemesi, karıncalanma, uyuşma, midedeki kelebekler, büyüyen ya da küçülen göz bebekleri, titreme, kasılma ya da pelteleşme gibi pek çok değişiklik bizlere ne oluyorla ilgili pek çok bilgi verir. Sürüngen beynimiz tehlike anları için programlanmıştır ve o hep devam etmenin yollarını arar. Bunun içindir ki kendi kendimizi iyileştirme gücümüzden bahsedebiliyoruz. Bilinç ise sıklıkla kontrol edebilirim yanılgısına kapılır. Bedenimizde/kendimizde olan bitenden başka kontrol edebileceğimiz pek de bir şey yoktur aslında. Mesela dünyadaki ya da çevremizdeki tüm kötülükleri sihirli bir asayla yok edemeyiz. Böylesi bir çabaya girişmek gereğinden fazla yorulmaya ve farketmeden bozulan narsistik yapıya çıkacaktır. Ama kendi hayatımızın kontrolü bizdedir. “Neye ihtiyacım var?” sorusunun yanıtı kendi hayatımızın kontrolunu sağlamak için elzemdir.

Dans ifade bulamamış biriken enerjiyi bırakmak için olduğu kadar toksik olandan terleme yoluyla atmaya fırsat sunan yapısıyla da arındırıcı/tazeleyici/temizleyici olabilir. Bu sadece anı kurtarmak için değil, sürdürülebilir olmak için de önemlidir. Ruhun arınması ya da tazelenmesi ise son derece kişiseldir elbette. İnanç sistemi, erdemler, yaşam standartları gibi pek çok etken vardır, kendiniz için seçeceğiniz arınma/tazelenme/temizlenme için. Bizim evin basit yöntemleri vardır. Kemal yürümeyi ve sohbeti seçer sıklıkla, Serin zıplamayı, yastık savaşını ve masajı, ben daha çok sabah mutfak dansını ve çok sıkıştırılmış hissettiğimde de hayvanımın kükreyişini duymak ve duyurmayı severim. Yine de bunlar ikincil yöntemlerimizdir. Hep aklımızda tuttuğumuz, söylemenin ruhlarımızı kurtarabileceği bilgisidir ki o da Marx’ın Gotha Programının Eleştirisi kitabının son cümlesi olan Latince “Dixi et salvavi animam meam” sözüdür. Söyledim ve ruhumu kurtardım.

Standart
An'da Olmak, Yazılar

An’da Olmak / Bir Ruhu Besleme Biçimi Olarak; Dans

Yaşamı sürdürebilmemiz çok temel iki dürtü sayesinde mümkündür. Savaş ya da kaç. Modern hayatlarımızda çok fazla uyaran ile birlikte fazlasıyla aktive olan bu iki dürtünün yarattığı kimyasal değişimler, bir süre sonra sinir sistemimizi yorar. Ruhsal düzeyde bu aşırı gergin hal takıntı, fobi ya da panik ataklar gibi tezahür edebilir. Endişeye göre programlanmış hayatlarımızda sakinleşebilmeyi/gevşemeyi öğrenmek bütünlüklü bir sağlıktan bahsedebilmek için elzemdir. Nefes kasların gevşemesine yardımcı olacaktır. Dans ise nefes alış verişinize ve ana odaklanabildiğiniz eylemler bütünü olarak, ihtiyacını duyduğunuz gevşeme ve sakin olma becerilerinizi geliştirebilir.

Geçen hafta kaldığımız yerden devam edersek; ruhumu besleyenlerden biri de neden dans olmasın? Bedenime aldığım ve bedenimin her yerine ulaşan nefes/oksijen sayesinde, yoğun endişenin yarattığı etkileri nötralize etmem mümkün.

Üstelik genellikle dansımıza eşlik eden müzik için ruhun gıdası demez miyiz zaten?

“Neden dans?”, sorusunun cevabına gelince; henüz bir konservatuar öğrencisi olduğum zamanlarda, istanbullu pek çok dans sanatçısının yakından takip edebilme şansına nail olduğu, Dans Tiyatro’sunun kurucu annesi Pina Bausch’un sözleri gelir aklıma. “Dans et, dans et, yoksa kaybederiz…” der Pina Bausch*(1). Kendi cümlelerimi eklerim sonrasında. Korumak ya da unuttuklarımızı hatırlamak için de dans ederiz. Bir yerlerde, bir şekilde unuttuğumuz/unutturulduğumuz kendiliğimizi, doğamızı, doğamızın iyileştirici gücüne/gücüyle yeniden bağlanmak için yani aslında olduğumuz kişiyle bağ kurabilmek için. Gökyüzünün altında, yeryüzünün üstünde kendimiz olabilmek için. Gerçek güç için, kendini bilme gücüyle donanmak için…

Bir başka söz, bir Afrika Atasözü “Yürümeyi ve koşmayı bilen herkes dans edebilir” der. Koşmak ne kelime artık zar zor yürüyebilen hatta koltuğuna mahkum yaşlılarla ve beden algısı çok zayıf ve bedensel becerisi oldukça sınırlı şizofreni hastalarıyla çalışmış biri olarak, müziği duyan, ritmi hisseden ya da boş bir dans salonuna girebilecek kadar merakı ve hevesi olan herkesle Dans/Hareket Terapisi’nin çalışılabileceğini düşünenlerdenim.

(1) Ben ve Beden Arasında Dokunan Ağ: Dans/Hareket Terapisi Dr. Zeynep Çatay

Standart
An'da Olmak, Yazılar

An’da Olmak/ Ruhun Evi Olan Beden

Bedeni ruhun evi olarak görmeyi seviyorum.
Ruhu ilk ve en temel aynı zamanda en basit yaşam bağımız olarak görmeyi sevdiğim gibi. Nefes al, nefes ver. Dışarıda olanı içeri al, içeride olanı dışarı çıkar, sakince ve olan değişimleri farkederek. Biliyorum; boş beyaz bir sayfadan bakınca çok indirgemeci ve bu haliyle fazlasıyla itici duruyor olabilir. Yol, herkes için zor, herkesin yolculuğu biricik ve kişiye özel. An’da Olmak yazılarını bunları hep aklımda tutarak yazıyorum.

Ev ile başladık oradan devam ediyorum; sözcüklerin etimolojik anlamlarına bakmayı da seviyorum. Nişanyan sözcükten ev’in anlamına baktığımda, yazar çok emin olmamakla birlikte “çevrili yer” olabileceği notunu da düşmüş. En büyük duyu organımız olan derimizle çevrili yer olması sebebiyle ruhun evi(nin)/mekanı(nın) beden olarak anlamam/anlatmam artık çok daha yakın geliyor.
En basit haliyle düşünmeye devam ediyorum. Ev bana ne sağlar, diye soruyorum; ilk evlerimizin mağaralar ve ağaç kovukları olduğunu hatırlayıp, yırtıcılardan( bugünkü ve sizin için olan karşılıklarını size bırakıyorum müsadenizle 🙂 ) korunmamızı yani güvenliğimizi sağlar diyorum. Mevzu bahsimiz iyilik, sağlık ya da dengeli bir yaşamsa eğer, ilk olarak güvendiğimiz bir evde, güvendiğimiz kişilerle evi paylaşmak çok değerli. Bunu derhal cebime koyuyorum.

Sonra düşünmeye devam ediyorum; evde hangi ihtiyaçlarım için alan buluyorum?

Beslenmem için alan var, mutfak. Arınmam/temizlenmem/kişisel bakımımı sağlayabilmem için alan var, banyo. Dinlenmem için alan var, yatak odası. Özgürce yaşamak için alan var, evimin salonu. Tüm bu alanlara geçmemi sağlayan koridor ya da hol var bir de. Beni yeni bir alana hazırlayan, belki bir soluklandığım, belki keşif duygumu geri çağıran, belki bilinmeyene doğru ilerlerken sıkıntı yaratabilecek… Ve biraz şanslıysak eğer içerisi ile dışarısını birbirine bağlayan balkon ya da bahçelerimiz var.

Nihayet esas meseleye geldik; evlerimizde beslenmek için mutfağa gidiyoruz, peki ruhumuzu nerede ve nasıl besliyoruz?

Evlerimizde arınmak/temizlenmek/kişisel bakımımızı sağlamak için banyoyu kullanıyoruz, peki ruhumuzu nerede ve nasıl arındırıyoruz?
Evlerimizde dinlenmek için, uyku için yatağımızı kullanıyoruz, peki ruhumuzu nerede ve nasıl dinlendiriyoruz?
Evlerimizde özgürce yaşamak için salonu kullanıyoruz, peki ruhumuz nerede ve nasıl özgürlüğünü hissediyor ve yaşama aktif olarak katılabiliyor?
Evlerimizde alanlar arası geçiş için hol ya da koridorları kullanıyoruz, peki ruhumuz nerede ve nasıl geçiş için hazırlanıyor?
Evlerimizde içerisi ile dışarısını birbirine bağlayan balkon ya da bahçelerimiz var, peki ruhumuz nerede ve nasıl doğa ile bağlanıyor?

Bu soruları sordum çünkü, bedenle kurulan ilişkinin hayatlarımızı çok derin bir yerden belirlediğini biliyorum ve insanın/yaşamın iyileştirici gücüne yürekten inanıyorum. Son olarak bu soruların cevaplarının da kişiye özel olduğunu unutmamanız dileğiyle ve tüm kalbimle…

Aytül Hasaltun Bozkurt Instagram: https://www.instagram.com/aytulhasaltun/

Standart
An'da Olmak, Yazılar

An’da Olmak-Denge

İyi bir hafta olması dileğimle…

Denge için kurabileceğim ilk cümle, yaşam kadar hassas/kırılgan yapısıyla sürekli korumanın neredeyse imkansız olduğudur. Aşırı tutmaya/kontrol etmeye çalışmak, bazen sadece süreci uzatıp sizi güçsüz bırakacak kadar yıpratıyor da olabilir üstelik. Böyle bir aşırı tutma/ kontrol etmeye çalışma durumunun sonucu, çok daha uzun süren bir yeniden yapılandırma, iyileşme, dinlenme olacaktır. Onun içindir ki, bazen bozulmasına izin verip yeniden bir denge noktası araştırmak daha efektif olur. Dansta bunu farklı yönler, farklı seviyeler, farklı beden parçalarını deneyerek bulursunuz. Hayatta ise bakmak için farklı bir açıyı denemek çözücü olacaktır.

Standart
An'da Olmak, Yazılar

An’da Olmak… Başlarken

Mesele düşmek değil şüphesiz. Öyle olsa bizler için pek çok şey ifade eden çocuklarımıza kıyıp, “düşe kalka büyüyecekler” diyemezdik. Mesele kalkmakla ilgili. Mesele, her düştüğünde – ki her hayatın zorluğu var-yeniden ayağa kalkacak içsel gücü bulabilmek, değerlerini hatırlayıp tekrar ve tekrar ve tekrar tutunabilmek, mutsuzluğa ve umutsuzluğa boyun eğmemekle ilgili. Kendini ‘iyi’ edebilme becerisi hepimizde ve en derinimizde mevcut. Fiziki olarak düştüğünüzde yeryüzünden destek alarak (ellerinizle kendinizi yukarı doğru iterek) kolaylıkla ayağa kalkabilirsiniz. Peki ya ruhsal olarak düştüğünüzde, ihtiyaç duyduğunuz desteği nasıl alacağınızı biliyor musunuz?

Standart
An'da Olmak, Yazılar

An’da Olmak/Başlangıç 1 Ocak 2019

Okuyan herkesi içtenlikle ve saygıyla selamlıyorum.
Bu dünyada yaşayan biri olarak aktüel ve politik haberlerden, çevresiyle yaşayan biri olarak da temas ve tanıklık ettiğim her bir candan ve olaydan etkilenmişliğimi, bir platform dahilinde paylaşmak niyeti içerisindeyim. Tek bir amacım var o da beraber/birlikte yaşamak vurgusunu arttırmak ve çocuklarımız için anlamlı bir miras bırakmak.

Kurtarılması gereken ya da korumamız gereken bir “dünya” da olduğumuz konusunda hemfikirsek, bunun yol ve yöntemlerini bulup geliştirebileceğimize olan inancım tam. Meraklıyız, yaratıcıyız ve biz de bu dünyadayız.

Paylaşımlarımı “An’da Olmak” başlığı altında, her pazartesi blog sayfamdan yapmayı planlıyorum. Dileğim, gördünüz bu fotoğrafın, okuduğunuz bu satırların, tek bir kişi için bile olsa,  değişim ve dönüşüm yolculuğunda ilham vermesi ve fayda sağlaması.

Dans ve hareket kökenli biri olarak, paylaşımları daha çok dansla ilgili gibi görünebilir. Ama sanatı ve hayatı birbirinden bağımsız görmeyen biriyim ve hayatı anlayıp/ kolaylaştırıp güzellikler yaratmada sanata, form kazandırıp sanat üretmekte hayata bakmak konusunda ısrarlıyım. Sanat üretimi ve ruh sağlığı profesyonel alanım olsa da ben sadece bunlarla sınırlı değilim. Bir kadın, bir çocuk, bir kardeş, bir eş, bir anne, bir dost, bir arkadaş, bir komşu, bir öğretmen, bir öğrenci, bir meslektaş, bir vatandaş, bir tüketici ve dünyada yaşayan biri olarak bir dünyalıyım. Ahçı, terzi, sanatçı, çiftçi, temizlikçi, yönetici, terapist, getir götür işleri yapan biri, bölüm şefi, yazar, çamaşırcı, editör olarak hizmet vermişliğim de pek çoktur. Arada sırada bu çerçevelerden de yazabileceğimi düşünüyorum.

Gören ve duyan, hisseden ve düşünen, sorumluluklarım ve yapabileceklerim doğrultusunda harekette kalıp, bilgimi, ilgimi ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum, hepsi bundan ibaret.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, her anını doya doya yaşadığınız iyi bir hafta dilerim.

Standart
An'da Olmak, Yazılar

An’da Olmak

An’da Olmak
Günaydın,
Anda olmak, bilinçsel, duygusal, bedensel konumunuzun her an farkına varmak, zamanda ve mekanda hem kendinizin hem de durumun ihtiyacını gözetip, mesafenizi yeniden değerlendirmek de demektir. Sanat Terapilerinin çoklukla işe yaramasının, bir yanıyla mucizevi gelen yanı tam da buradadır. Şimdi ve burada olmak, geçmiş deneyimin korku ve acı verici yanıyla bir tanıklık eşliğinde yüzleşebilmeyi ve geleceğin korkutucu belirsizliğinde adım adım güvenli bir şekilde yol alabilmeyi mümkün kılar.

Zamanı ve mekanı duyulara açmak, uyandırdığı duyguyu bilince çıkarıp ifadesini mümkün kılmak, geçmişe ya da geleceğe kapılıp gitmektense, bir sonraki adımda nasıl olacağımızı seçme özgürlüğünü beraberinde getirecektir.

Standart